Yağmur yağınca ıslanmaktan, güneş açınca yanmaktan, rüzgârdaysa savrulmaktan korkuyoruz. Yanlış korkularla harcıyoruz kısacık yaşamlarımızı, gelecek güzel günlerimizi… Yanlış korkulara bürünmüş, insanlara güvenmekten korkar olmuşuz. Birinin elini tutmaktan, ona sarılmaktan, “İyi ki varsın! Seni seviyorum…” demekten korkuyoruz. Onun sevdiğini duymak bile korkutuyor bizleri. Sevmenin ve sevilmenin güzelliğini yaşamak varken, sorumluluğunu düşünüp korkuyoruz. Sevdamıza sahip çıkmaktan, zaman ayırmaktan, emek vermekten, onun için nefes almaktan korkuyoruz. Yitirince pişman oluyor, yine mutsuzluğa bürünüp hem mutsuz ediyor hem de mutsuz oluyoruz. Bir çöl kuraklığında aşka ve sevgiye muhtaç, susuz kalıyoruz.
İnsanların bakışlarından, sözlerinden, bize yaklaşmalarından, her an biri tarafından terslenmekten korkuyoruz. Elimizde bir uyduruk kâğıtla, bir memur karşısında ürkek duruşumuz bundandır. Her çalan telefonu, her çalan kapıyı ürkerek açmamız bundandır. Hasretle postacı bekleyen gözler yok artık. Postacının getireceği her şeyden korkuyoruz. Yeni bir insandan, yeni bir sesten, yeni bir şehirden, yeni bir hayattan korkuyoruz. Gülmekten de korkar olduk. Sanki çok gülünce bir şeyler kötüye gidecekmiş, elimizden elma şekerimizi alacaklarmış sanıyoruz.
Oysa korkmamız gereken; sevdasızlık, sevgisizlik, aranmayış, telefonun çalmayışı, kapıya günlerce kimsenin gelmeyişi olmalı. Birini kırmak, anlamamak, gereken değeri verememek korkutmalı bizi oysa. Hatta tüm insanların “Seni seviyorum.” deme ihtimalinin ortadan kalkmasıdır korkulması gereken.
Yaşamın sevinçlerden ve sevdalardan uzaklaşması ürkütüyor beni. Ters esen rüzgârlara yelkenlerimizi açmaya cesaretimiz yok. Zamansız rüzgârlara direnecek gücü bulamaz olduk kendimizde. Neden? Kendimizi güvende hissetmemekten korkuyoruz. Güvende sandığımız bir fanusun içinde, yıllar geçtikçe daralan yaşamdan habersiz, kendimizle mücadele ediyor, mutsuz oluyoruz.
Paylaşmadıkça, vermedikçe; kendiliğinden içimizde eksilen şeylerin farkında değiliz. Sevgi gibi, insanlık gibi değerlerin mülkiyeti olamayacağını bilmiyoruz çoğu zaman. Bunların cimriliği bizi sevgisiz yapıyor, insanlıktan uzaklaşıyoruz. Sahip olduğumuzu sandığımız şeyleri bencilce korumanın, paylaşmamanın maharet olduğunu sanıyoruz. Oysa gerçek olan korkmadan paylaşabilmek, sevebilmektir.
Yanlış anlaşılmaktan korkuyoruz. Yanlış anlaşılıp sevgimizin paçavra gibi yerle yeksan edilmesinden, toplumdan dışlanmaktan korkuyoruz.
Düşüncelerimiz güçlünün değer yargılarına göre oluşuyor. Özgür düşünmekten, kendi değer yargılarımızı çalıştırmaktan korkuyoruz. Hayat mücadelesinde ayakta kalamamaktan, ezilmekten korkuyoruz.
Sevdasına sahip çıkan yüreklere sevgiler diliyorum.